Tuesday, February 6, 2007

Tarihle iç içe: Anadolu Kavağı

Anadolu Kavağı'na bizim gibi Beykoz üzerinden gelenler için ilk durak Cenevizliler zamanından kalma Yoros Kalesi oluyor. Tarihi kale gözünü tam karşısındaki Rumeli Kavağı'na dikmiş bakıyor sanki... Yemyeşil bir orman arasından yükselen kalenin 900 yıldır bu manzaradan sıkıldığını sanmayız ama. Çünkü kaleden görünen manzarayı soluğunuzu tutarak izliyorsunuz...Anadolu Kavağı turistik mi turistik bir balıkçı mahallesi. Pek çok İstanbullu burayı görmemiş olabilir ama İstanbul'a gelen turistlerin uğramadan gitmediği bir yer diyebiliriz. Kavağa uğrayan vapurlardan boyunlarında fotoğraf makineleri pek çok turistler iniyor. Mahallenin 3 bin olan nüfusu gelen turistlerle birlikte hafta sonları 20 bine bile çıkıyor. Anadolu Kavağı ziyaretçilerinin buluştuğu tek adres merkezdeki balık lokantaları. Kalkandan istavrite kadar her çeşit balığın domates ve yeşiliklerle süslenip sergilendiği tezgahlar gözalıcı... Kavağın meydanındaki tarihi ağacın altında biraz oturup soluklanmak ve balıkçıların turistleri davet eden bağırışlarını dinlemek bile bambaşka bir atmosferin içine sokuveriyor sizi. Kavağa vapurlar yanaşıyor, vapurlar kalkıyor... Balıkçı tekneleri denizden yeni çıkardıkları midyeleri kıyıya taşıma telaşında... Karşı kıyıda Rumeli Kavağı göz kırpıp duruyor 'Bize de bekleriz' dercesine... Turistler bu balıkçı mahallesinin her bir rengini fotoğraf makineleri ile ölümsüzleştirme çabasında.Balık ve midyelerin nefis kokusuna daha fazla dayanamayıp kendinizi bir balıkçı lokantasına zor atıyorsunuz. Burada her keseye uygun balık yemek mümkün. Mesela Yedigül Restaurant'ta midye tava, kalamar, balık, salata ve biradan oluşan bir mönü için 15 milyon lira ödemeniz yeterli. Kayıkçılar Balıkçısı'nda midye 4, mezgit ise 8 milyon lira. Balıkçılar kadar waffle satan dükkanlar da revaçta burada. Balığın üstüne iyi gidiyor olmalı ki, onların da müşterileri hayli fazla. Kavağı denizden görüp fotoğraflamak istediğimizi söyleyince, balıktan yeni dönmüş bir tekne bizi biraz açığa götürüyor. Anadolu Kavağı'nın sırtını dayadığı ormanı, denizin hemen dibindeki ahşap evlerini, kıyıdaki insan kalabalığını çok daha iyi görebiliyoruz bu şekilde... Anadolu Kavağı muhtarı Nurettin Sarıçiçek, mahallelerinin öngörünüm SİT alanı içinde olduğu için bozulmadan günümüze kadar geldiğini belirtiyor. Mahallelerine bir çivi bile çakılmadığını anlatan Sarıçiçek, bu nedenle Anadolu Kavağı'nda doğan gençlerin bile evlendikten sonra burada oturacak yer bulamadıkları için Kavak'tan ayrıldığını belirtiyor. Aslında bu durum bir bakıma iyi de oluyor. Anadolu Kavağı güzelliğinden hiçbirşey kaybetmeden günümüze kadar bu şekilde gelebiliyor.... Unutmadan ekleyelim Anadolu Kavağı'nda konaklamanız için pansiyon ya da otel bulunmuyor.Nasıl gidelim?Anadolu Kavağı Beykoz'a 8 kilometre mesafede. Beykoz'dan yola çıkıp Akbaba köyünü geçtikten sonra Anadolu Kavağı tabelalarını takip etmeniz gerekiyor. Anadolu Kavağı TEM Kavacık girişinden de 35 kilometre mesafede. Ayrıca Anadolu Kavağı'na akşam 23.00'a kadar Sarıyer'den saat başı vapur seferleri var.

No comments: